Çarşamba, Eylül 8, 2021

Ruhsal İşleyişte Güncel Bir Konum Olarak Ruhsal İnziva

-

İnsan yavrusunun ruhsal gelişiminin kökenleri incelendiğinde, perinatolojik dönem, kuşaklararası aktarım ve aktüel travmalar tartışma dışında tutulduğunda, psikanalitik açıdan Klein (1952)’ın normal gelişim sınırları içinde ileri sürdüğü paranoid-şizoid ve depresif konum ile karşılaşılmaktadır. Zaman içerisinde yürütülen çalışmalar bu ilkel konumların yanı sıra başka konum ya da süreçlerin ruhsal gelişime ve ruhsal işleyişe eşlik ettiği ortaya koymuştur. Bu yazıda, ruhsal işleyişteki paranoid-şizoid ve depresif konum dışında var olduğu ileri sürülen güncel konumlarla ilgili yaklaşımları değerlendirmeye çalışacağım. Bu çerçevede, özellikle, çağdaş psikanalizin ileri sürdüğü ruhsal inziva konumunu inceleyeceğim ancak bu şimdiye kadar ileri sürülen yaklaşımların sadece bir gözden geçirilmesi şeklinde gözetilmelidir.

Paranoid-şizoid ve Depresif Konum

Paranoid-şizoid konumda, bilindiği üzere, arkaik düzeydeki kaygılar henüz zayıf olan benlik üzerinde tehdit edici bir niteliğe sahiptir ve bu nedenle birincil savunma mekanizmaları harekete geçirilir. Klein (1946) bu konumda bireyin başlıca başvurduğu savunma mekanizmalarının bölme, yansıtmalı özdeşleşim ve idealizasyon olduğunu belirtmiştir. Bu savunma mekanizmaları sayesinde benlik iyi ve kötü kendilik ve nesne ilişkileri de iyi ve kötü nesne şeklinde bölünüp ayrılır. Benlik böyle bir bölünme süreci deneyimler çünkü birey ölüm dürtüsünün hareke geçirdiği yıkıcılık tarafından tehdit edildiğini duyumsar ve deneyimlediği duyguyu kendisinden uzaklaştırmak için bu düşlemleri nesneye yansıtır. Kötü nesnenin yaratımıyla birey zulmedici bir durum içinde olduğunu düşlemler ve bu sefer yıkıcılığın yansıtıldığı kötü nesneden de nefret etmekten ve iyi nesneyi de kaybetmekten korkmaya başlar. Bir başka ifadeyle, iyi nesnenin kaybedilmesi kötü bir nesnenin varlığı olarak deneyimlenir. Sonuçta, idealleştirilen durum yerini zulmedici bir deneyime bırakır. Tüm bu duyum biçimleri aracılığıyla deneyimlenen paranoid-şizoid savunmalar, düşünme ve simge oluşumu süreçleri için oldukça önemlidir. Ayrıca, bu süreçte benlik ve nesneler bedenin parçalarından oluşmaktadır ve bütünleşmiş bir kendilik henüz söz konusu değildir.

Depresif konum Segal (1964) tarafından tüm nesnelerin tanınmaya başladığı ve çiftedeğerli itkilerin birincil nesneye yönlendirildiği önemli bir gelişimsel ilerlemeyi temsil ettiği şeklinde belirtilmektedir. Birey, kendisini hayal kırıklığına uğratan memenin, onu memnun eden memeyle aynı olduğunu ve zaman içinde böyle bir bütünleşmenin sonucu olarak, aynı nesneye karşı hem nefret hem de sevginin çiftedeğerli olduğunu fark etmeye başlar. Bir başka değişle, eş zamanlı olarak hem sevilen hem de nefret edilen nesnenin aynı olduğu hissedilir. Yani, paranoid-şizoid konumda bütünleştirilemeyen deneyimler benlik tarafından depresif konumda bütünleşmeye başlar. Ancak, Steiner (1993)’in belirttiği gibi, bireyin bir yandan bütünleştirme kapasitesi artarken diğer yandan birincil kaygıdan, yani, kendiliğin hayatta kalmasına bağlı nesneye yönelik bir endişeye doğru geçiş yapar. Bu geçiş nihai olarak kayıp ve suçluluk duygularıyla sonuçlanır.

Klein’ın ileri sürdüğü bu konumlar başlangıçta birer ardışık gelişim aşaması olarak görülmüştür. Ancak, Klein’dan etkilenen önde gelen psikanaliz kuramcıları bu her iki konumun ardışık ve doğrusal olarak tasarlanmaması gerektiğini ve iki konum arasında sürekli bir etkileşim olduğunu iddia etmişlerdir. Ogden (1994) iki konum arasındaki ilişkiye şu şekilde tanımlamaktadır: “Konumlar arasındaki ilişki aslında sıralı veya hatta hiyerarşik bir ilişki değildir. Daha ziyade, konumlar diyalektik olarak ilişkilidir. Tıpkı, karşılıklı olarak yaratılan, olumsuzlayan ve birbirleriyle olan ilişkiyi koruyan sabit durumlar dışında hiçbir anlam ifade etmeyen bilinçli zihin ve bilinçdışı zihin kavramları gibi.” Bir başka değişle, paranoid-şizoid konum bireyin yaşamının sadece ilk üç ayı ve depresif konum ise sadece yaşamın ikinci üç ayı ile sınırlı değildir. Bu açıdan, Bion (1963) tarafından P/S↔D şeklinde diyalektik bir formülasyon ileri sürülmüştür. Ancak, bu konumlar birey tarafından iptal edildiğinde, bireyin tehdit edici hissettiği ya da benliğin karşılamakta zorlandığı ruhsal gerilimin veya baskının daha şiddetli olarak deneyimlendiği durumlarda birey hangi konum içinde bulunmaktadır? Birey, ruhsal açıdan her iki konumu da bir savunma alanı olarak kullanamadığında, yani birey P/S↔D diyalektiğini reddettiğinde, psikanalizin ileri sürdüğü gibi ruhsal inziva konumuna geçiş yapmaktadır.

Ruhsal İnziva Konumu

İnziva kelimesi Türk Dil Kurumu (2011) tarafından “toplum hayatından kaçıp tek başına yaşama” şeklinde tanımlanmıştır. Oxford İngilizce Sözlüğü’ne göre inziva anlamına gelen İngilizce retreat kelimesi ise çeşitli anlamlara sahiptir. Birinci anlam, “bir tehlike veya yenilgi nedeniyle bulunulan yerden veya düşmandan uzaklaşma hareketi” şeklinde belirtilmiştir. İkincisi ise “belirli bir konumdan daha güvenli veya rahat olduğu düşünülen başka bir konuma geçme eylemi” şeklinde aktarılmıştır.

Steiner (1993)’a göre, konum olarak ruhsal inziva teorisi bireyin tahammül edemediği kaygıdan sakınmak için hizmet eden koruyucu bir zırh veya saklanma alanı olarak düşünülebilir. Ruhsal inzivanın daha detaylı bir tanımda Steiner şu şekilde ifade eder: “Tipik olarak bir ev, bir mağara, bir kale, bir ıssız ada veya göreceli olarak güvenli bir alana benzer bir yer olarak görünür.” Psychic Retreats adlı kitabında Steiner (1993) bu konumun klinik görünümlerine değinmiş ve şu şekilde bir açıklamada bulunmuştur: “Analist, ruhsal inzivaları hastanın sıkışıp kaldığı, tıkandığı ve erişilemediği ruh halleri olarak gözlemler ve bu durumların güçlü bir savunma sisteminin işleyişinden kaynaklandığı sonucuna varabilir.” Ayrıca, Steiner (1993)’a göre ruhsal inziva “analistle anlamlı bir temasın tehdit edici olarak deneyimlendiği durumlarda, hastaya göreceli bir huzur ve gerginlikten korunma alanı sağlar.” Dolayısıyla, bu konum hasta için güvenli bir alan şeklinde deneyimlenir.

Fakat bu alan “ruhsal inzivanın sağladığı rahatlama, yalıtım, durgunluk ve geri çekilme pahasına elde edilir ve bazı hastalar böyle bir durumu acı verici bulur ve bundan şikayet eder” (Steiner, 1993). Bununla birlikte, “bazen ruhsal inziva acımasız bir yer olarak deneyimlenir ve durumun ölümcül doğası hasta tarafından fark edilir, ancak daha sıklıkla geri çekilme idealleştirilir ve çekici ya da hatta ideal bir sığınak olarak temsil edilir.” Bir başka ifadeyle, ister idealize edilmiş olsun isterse zulmedici olarak deneyimlensin hasta daha kötü durumlardan sakınmak için tek alternatif olarak inandığı bir saha olarak ruhsal inziva alanını tercih eder.

Steiner (1993) ruhsal inziva konumun klinik içindeki işleyişinin gözlemlenebildiği savunma sisteminin gücünden oldukça etkinlendiği vurgulamaktadır. Steiner şu şekilde devam eder: “Bazen o kadar başarılı olurlar ki hasta kaygıdan korunur ve sistem sorgulanmadığı sürece hiçbir zorluk söz konusu değildir.” Bu doğrultuda Steiner (1993) P/S↔D denge formülasyonunu geliştirerek yeni bir öneride bulunur.


Şekil 1.*

* Bu notasyon John Steiner tarafından 1993 yılında kaleme alınan Psychic Retreats kitabından alıntılanmıştır.


Ruhsal inziva sayesinde sağlanan geri çekilme, nevrotik hastalarda doğal olarak meydana gelebilir ve çevre tarafından sağlanan bir boşluk olarak temsil edilebilir. Bununla birlikte, ruhsal inziva çoğunlukla sapkın, psikotik ve borderline hastalarda sıklıkla görülmektedir. Steiner (1993)’a göre ileri düzey hastalarda görülen bu geri çekilmenin temel özelliklerin en dikkat çeken yönü “analistle temastan kaçınmanın aynı zamanda gerçeklikle temastan kaçınma şeklidir.” Steiner (1993) klinik gözlemine dayanan bu varsayımı şu şekilde aktarmaya devam eder: “Bu durumda geri çekilme, [hastanın] gerçeklikle yüzleşmek zorunda olmadığı, düşlem ve tümgüçlülüğün kontrolsüz olarak var olabileceği ve her şeye izin verildiği bir zihin alanı olarak görev görür. Bu özellik, genellikle inzivayı hasta için bu kadar çekici kılan şeydir ve genellikle sapkın veya psikotik mekanizmaların kullanımını içerir.”

Sonuç olarak, bu yazıda ruhsal işleyişteki konumların tarihsel ve güncel varsayımları ele alınmıştır. Ruhsal inziva konumu, üzerine temellendiği paranoid-şizoid ve depresif konumlar arasındaki diyalektik yapıya alternatif olarak ruhsal işleyişte yeni bir alan düşüncesi şeklinde öne sürülmüştür. Psikanaliz daha öncesinde paranoid-şizoid ve depresif konumlara geçmişte alternatif konum fikirleri ileri sürmüştür. Bunlar arasında Klein (1935)’ın ileri sürdüğü manik konum, obsesyonel konum ve Ogden (1989) tarafından ele alınan otizme yakın konum sayılabilir. Ancak bu yazıda bu konumlar tartışma dışında tutulmuş olsa da ruhsal inziva konumu, bu konumların işleyişine benzerlik ve farklılık göstermektedir. Belirtildiği üzere ruhsal inziva sayesinde oluşan geri çekilme nevrotik hastalarda da gözlenmesine rağmen borderline ve psikotik örgütlenmelerde daha fazla görülmektedir. Kendi iç gerçekliğine daha fazla tutunan hastaların ruhsal işleyişleri hakkında daha fazla fikir ortaya koyabilen ruhsal inziva teorisi, bu perspektiften, yaşamın akıl sır ermez derinliklerine yeni bir bakış açısı sunmakta ve ruhsallığın ihtiyaç duyduğu dengeyi hangi şekilde oluşturduğunun kavranabilmesine ve konumlar arasındaki diyalektik etkileşimin aydınlatılmasına katkıda bulunmaktadır.


Kaynakça
Bion, W. R. (1963). Elements of Psyho-Analysis. In Seven Thoughts, pp. 110-119. Jason Arason, 1967.
Segal, H. (1964). Introduction to the work of Melaine Klein. Hogarth Press.
Steiner, J. (1993). Psychic retreats: Pathological organizations in psychotic, neurotic and borderline patients. Routledge, 1993.
Klein, M. (1935). A contribution to the psychogenesis of manic-depressive states. In Contributions to Psycho-Analysis, 1921-1945, pp. 282-311. Hogarth Press, 1968.
Klein, M. (1946). Notes on some schizoid mechanisms. In Envy and Gratitude and Other Works, 1946-1963, pp. 1-24. Delacorte, 1975.
Klein, M. (1952). Some theoretical conclusions regarding the emotional life of the infant. In Envy and Gratitude and Other Works, 1946-1963, pp. 61-93. Delacorte, 1975.
Ogden, T. (1989). The primitive edge of experience. Jason Aronson.
Ogden, T. (1994). Subjects of analysis. Jason Aronson.
Türk Dil Kurumu Yayınları, (2011). Türkçe Sözlük.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son yazılar

Sandor Ferenczi – Ernest Jones Mektuplaşması

Çevirenler: Anjelika Hüseyinzade Şimşek ve Faruk Gütmen 2F Dr. Ferenzci SándorBudapeşte, 14 Kasım 1911 Kıymetli Dostum,Her birimiz dile ait yeterliliğimizi...

Ruhsal İşleyişte Güncel Bir Konum Olarak Ruhsal İnziva

İnsan yavrusunun ruhsal gelişiminin kökenleri incelendiğinde, perinatolojik dönem, kuşaklararası aktarım ve aktüel travmalar tartışma dışında tutulduğunda, psikanalitik açıdan Klein...

Öz-Şefkat Gelişiminin Psikolojik İyi Oluş Üzerindeki Etkisi

“Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.”Turgut Uyar Öz-şefkat hem nezaket hem cesarettir. Bireyin kendi elinden tutup sevdiği birine gösterdiği hassasiyeti, anlayışı ve...

Dora’nın Gözlerinden Meryem’in Görkemi

Freud’un Dora olgusu; histerik kişilik örgütlenmesinde, Öteki kadın kavramını farklı açılardan düşünmemize olanak sağlayan birçok yol göstermektedir. Yazının başlığına...

Annelikte Çifte Değerlilik

Biri diğerinin üstünü örtene dek zıt duygular bir arada var olur.Sigmund Freud, 1909 Hint mitolojisinde Tanrıça Kali anneliğin sembolüdür. Mitolojide...

Yas Günlüğü

PazartesiYas, sevilen kişi ya da nesne kaybından dolayı duyulan keder. Yas, ben’in ben’e yitirilenin ne denli değerli olduğunu sessiz...

Sesin Zihnimizdeki Yolculuğu

"Sesler çınlıyor alnımda hafıza gibi dağınık.”  Ahmet Hamdi Tanpınar Ta ta ta taaa! Beethoven isminin bize çağrıştırdığı belki de ilk melodi....

Arzuların Ötekileştirilmediği Bir Uzlaşım Alanı Olarak Yeni Cinsellikler

“Sapkınlık bizim kendi olumsuzluğumuz,içimizdeki karanlık yandır.”Élizabeth Roudinesco, 2009. Cinsellik, insanlık tarihi boyunca  üzerinde en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. Birçok...