Cuma, Eylül 10, 2021

Mağara Duvarlarından Günümüze Sanat Terapisi

-

Sanat, duygulanımlarımızın estetik bir şekilde dışavurumudur ve tarih boyunca insanın kendini ifade etme aracı olmuştur. ‘‘En ilkel sembol ve imgeler zamanla insanlık tarihine yön vererek notaya, romana, şiire, modern dansa, tiyatro metnine, fotoğrafa ve nicesine dönüşmüştür’’ (Öz Çelikbaş, 2019).

Sanat terapisinin tarihçesi mağara duvarlarına resimlerin çizildiği dönemden başlamaktadır. ‘‘Ölüleri mumyalamak, hamur ve çamur gibi maddeler ile birtakım biçimler yaratmak, Şamanistik dönemde yapılan ayin ve törenler sanatla terapinin insan ile var olan ve şekillenerek değişen bir olgu olduğunu göstermektedir’’ (Filiz, 2016). Sanat terapisi; müzik, resim, heykel, dans, drama gibi sanat dallarıyla yapılan bir terapi çeşididir ve günümüzde psikoterapi sürecinde kullanımı oldukça yaygındır. Bu makalede geçmişten günümüze sanat terapisinin kullanımı ve psikolojik iyi oluşa etkisi incelenmiştir.

Sanat Terapisi

Sanat terapisi, bireyin içsel yaşantılarını; farkında olmadığı, bilmediği veya dile getiremediği durumları keşfetmesi ile ifade etmesi sürecinde sanatın kullanılmasıdır. Sanat terapisti ise bu sürece tanıklık etmektedir. Bu süreç; yargılama, eleştirme ve müdahale içermemek ile birlikte sanat terapistinin doğru soruları sormaya gösterdiği özen oldukça önemlidir. Sanatsal unsurlarda bilinçdışından gelen parçalar vardır ve sanat terapisi ile birey ortaya çıkardığı üründeki bilinçdışı malzemeyi kendi çağrışım ve projeksiyonları ile yorumlamaktadır. Birey ilk olarak özgür bir şekilde yaratıcı süreci deneyimlemekte daha sonra bu süreçte ortaya çıkardığını yorumlayarak anlamını keşfetmektedir.

Sanat terapisinin temelleri Freud ve Jung’un bilinçdışı kavramlarına dayanmaktadır. Bireylerin sözel olarak ifade edemedikleri duygular, sanat aracılığı ile dışa vurulmaktadır. ‘‘Freud’a göre sanatçı, baskı altında tuttuğu dürtülerini imgeleme yolu ile doyuma ulaştırmaya çalışmaktadır. Bunun için öğrendiği teknik ve beceriler ile düşüncelerini aktararak bilinçli veya bilinçsiz olarak gizlediklerini yüceltmekte ve bu sayede doyuma ulaşmaktadır’’ (Öz Çelikbaş, 2019). Sanatçı, duygularını yoğun bir şekilde dışa vurma gereksinimi içerisindedir ve eser ürettikten sonra rahatlamaktadır. Birey, resim çizerken duygusal bir boşalım yaşamaktadır. Son zamanlarda sanat ve terapi açısından ele alındığında “Mandala” adlı boyama kitapları, bireyler tarafından stresi azaltma amacı ile kullanılmaktadır.

Sanat terapisinde yaratıcılık, spontanlık ve esneklik önemlidir. Bireyin değişen koşullara uygun şekilde yeni ürünler ortaya koyabilmesi, kendini özgürce ifade etmesi, yaratıcılığının artması ve estetik yönünün ortaya çıkması amaçlanmaktadır (Öz Çelikbaş, 2019). Fiziksel ve psikolojik problemlerin azaltılması, sorunlara çözüm bulma, stres ile başa çıkmada yardımcı olmak üzere çeşitli sanat materyalleri kullanılmaktadır. Sanatla terapi ile bireyin benlik saygısı ve öz güveni artmakta, içgörü elde etmesi ile farkındalık kazanmasına yardımcı olunmaktadır.

Sanat terapisinde birey, sürece aktif olarak dahil olmaktadır. Bu süreçte bireyin ihtiyacına uygun olarak seçilen yöntem ile çeşitli kitaplar, edebiyat, film ve belgeseller, müzik, drama, oyunlar ve danstan yararlanılmaktadır. Kullanılan yöntemler ile ego doyumunun sağlanmasının yanında sosyal işlevsellik de artmaktadır. Sanat terapisi, insanın biricikliğine döndüğü diyarları içermektedir. Tedaviden ziyade tedavi için malzemeyi sunmaktadır. Sanat, dışa vurmakta; sanat terapisi ise dışa vurulanı onarmaktadır. Sanat terapisi ortaya çıkan malzemeleri bütünlüklü hâle getirmektedir.

Çocuklar için oyun ciddi bir iş olmak ile birlikte bir sanattır. Oyun sürecinde çocuk, tüm keşfediciliğini ortaya koymaktadır. Aynı şekilde eğlenceli ve disiplinli bir yöntem olan sanat terapisi, yetişkinlerde benzer etkiye sahiptir. Psikolojik rahatsızlıkların tedavisinin yanında bireyler yoğun hayat temposunun neden olduğu olumsuz etkiyi azaltma ve hobi amacı ile sanatsal etkinliklere katılabilmektedir.

Geçmişten Günümüze Sanat Terapisinin Kullanımı

Görsel sanatlar, kaydedilmiş tarihin başlangıcından beri insanın ilgi alanı olmuştur. İnsanlar düşüncelerini, istek ve ihtiyaçlarını resim aracılığı ile birbirlerine aktarmışlardır. Çizilen resimler, iletişimi sağlamanın yanında rahatlama amacı ile de kullanılmıştır. Ortodokslar, bedenlerinde ortaya çıkan hastalıkları ifade etmek için heykeller yaparak bunları kiliselere bıraktıklarında şifa bulacaklarına inanmıştır. Kaygı, belirsizliğe karşı duyulan endişedir. Hastalıklarını heykel ile somut bir biçime dönüştürmeleri söz konusu belirsizliği azalttığından dolayı onların rahatlamalarına yardımcı olmuştur.  Hıdırellez’de dilek ve arzuları yansıtan ifadelerin çizilerek gül ağacının altına gömülmesi de görsel sanatların duyguların ve düşüncelerin ifade edilmesinde kullanımına örnektir (Salderay, 2010). Günümüzde görsel sanat terapisi; resim çizimi, heykel yapımı, ebru sanatı, seramik yapımı, çini boyama gibi aktiviteleri içermektedir. Pastel boyalar, kuru boyalar gibi pek çok boya türünün resim çalışmasında kullanılabileceği gibi karakalem çalışması da yaptırılabilmektedir. Çizilen resimler kişilerin gerçek kendiliklerinin yansımasıdır. Renklerin kullanımı, resmi çizme stili, resmi çizerken gösterdiği tavır ve kişinin çizdiği resme getirdiği yorum; kişinin iç dünyasına ait önemli ipuçlarını barındırdığından oldukça önemlidir.

Müzik, duygularla en kolay temas kuran unsurdur. Müzik ile ilişki anne karnından itibaren kalbin atışı ile başlamakta ve yaşam boyu devam etmektedir. Yunan mitolojisinde tıp ve sağlık tanrısı olarak bilinen Asklepios adına Bergama’da M.Ö. IV. yüzyılda Asklepion adlı bir şifa tapınağı kurulmuştur. Burada su sesi ve müzik dinletisi gibi yöntemlerle tedavi amaçlanmıştır. ‘‘Aynı şekilde Osmanlılar da su sesi ile müziği tedavi çeşidi olarak kullanmıştır’’ (Öz Çelikbaş, 2019). Evliya Çelebi, Seyahatname adlı eserinde II. Bayezid tarafından Edirne’de yaptırılan Darüşşifa’da hastalıkların tedavisinde müziğin, sanat aktivitelerinin ve su sesinin kullanıldığına değinmiştir. Müziğin çeşitli makamları psikolojik rahatsızlıklar ile eşleştirilmiş ve tedavi bu şekilde planlanmıştır. ‘‘Aynı zamanda İbn-i Sina, Kanun adlı eserinde melankolinin semptomlarını, korkular ve yalnız kalma isteği olarak tanımlamakta ve tedavisinde müzik ile sanat aktivitelerinin önemini belirtmektedir’’ (Bostancıoğlu ve Kahraman, 2017). Orta Asya’da kopuz çalgısı, Altaylarda ise davullar hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır. İslam diniyle birlikte ortaya çıkan “Baksı” adındaki hekimler seanslarında; müzik, şiir, taklit ve dansa yer vermiştir. Özellikle trans halinde edilen dansın iyileştirici gücüne inanılmıştır (Somakcı, 2003).

Dans ve ritüeller sanatın en eski izleridir. Dans, ilkel toplumlarda en etkili sosyal iletişim mekanizmasıdır. ”Dans sırasında bir arada olma, aitlik, güven gibi duygular pekişirken bedensel farkındalık artmakta ve beden ile davranışlar üzerinde etkili bir kontrol sağlanmaktadır” (Öz Çelikbaş, 2018). Dans&hareket terapisi esnasında hareket ile söz arasında köprü kurularak içsel yaşantı ile bedenin bağlantı kurması amaçlanmaktadır.

Anne ile bebek arasında doğum öncesinden itibaren hareket ilişkisi başlamaktadır. Çeşitli kuramcılar, benlik algısının anne karnındaki dönemde bebeğin beden hareketleriyle ilişkisinin önemine değinmiştir. ”Gelişiminin ilk döneminde anne ile kendisini ayrıştıramayan bebeğin bireyleşme ve ayrışma süreci, beden algısı ve kullanımı ile şekillenmektedir. Gelişimin erken dönemlerinde bebeğin güdüsel ihtiyaçlarının doyurulmasının yanında bedensel ihtiyaç ve ritimlerine uyum sağlaması da önemlidir. Dans terapisinde, söz konusu uyum ve empati bedensel düzeyde tekrar yaşantı hâline getirilerek düzenlenmektedir” (Çatay, 2008).

Sanat terapisinin birçok modeli bulunmaktadır. Bu noktada bireyin ihtiyacı, iyi oluşuna katkı sağlayacak yöntemlerin seçimi ve terapistin yaratıcılığı oldukça önemlidir. ‘‘Sanat terapisinde kullanılacak sanat türü, tekniği ve malzemeleri, uygulanacak kişinin yaşı, bilişsel ve fiziksel gelişimi ile uyumlu olmalıdır’’ (Öz Çelikbaş, 2019).

Sanat terapisi uygulamaları başta A.B.D. ve İngiltere olmak üzere dünyanın çeşitli noktalarında uygulanan ve etkisi kanıtlanmış bir tedavi yöntemidir. Özel klinikler, psikiyatri hastaneleri, okullar, cezaevleri, onkoloji merkezleri, huzurevleri gibi birçok alanda uygulanmaktadır (Çatay, 2008). Bu bağlamda sanat terapisi, her yaş için uygundur ve psikolojik iyi oluş üzerinde oldukça etkilidir.

KAYNAKÇA

  • Bostancıoğlu, B. ve Kahraman M. E. (2017). Sanat Terapisi Yönteminin ve Tekniklerinin Sağlık- İyileştirme Gücü Üzerindeki Etkisi, Beykoz Akademi Dergisi, 5(2), 150-162.
  • Çatay, Z. (2008). Beden ve Ben Arasında Dokunan Ağ: Dans/Hareket Terapisi. İstanbul Bilgi Üniversitesi.
  • Demir, V. (2017). Dışavurumcu Sanat Terapisinin Psikolojik Belirtiler İle Bilişsel İşlevlere Etkisi, Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, 7(13), 577-598.
  • Demir, V. ve Demir, A. (2018). Sanatla Terapi Programı ve Etkileşim Grubu Uygulamasının Ruhsal Belirti Düzeyleri Üzerindeki Etkisi, Türkiye Bütüncül Psikoterapi Dergisi, 1(2), 97-120.
  • Filiz, Ş. (2016). Sanat Terapisinin Felsefi Boyutları, Mediterranean Journal of Humanities, 6(1), 169-183.
  • Öz Çelikbaş, E. (2019). Dışavurumcu Sanat Terapisi, Safran Kültür ve Turizm Araştırmaları Dergisi, 2(1), 20-37.
  • Salderay, B. (2010). Görsel Sanatlar ve Tedavi (Terapi), Sanat ve Tasarım Dergisi, 1(6), 133-145.
  • Somakcı, P. (2003). Türklerde Müzikle Tedavi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Dergisi, 1(15), 131-140.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son yazılar

Sandor Ferenczi – Ernest Jones Mektuplaşması

Çevirenler: Anjelika Hüseyinzade Şimşek ve Faruk Gütmen 2F Dr. Ferenzci SándorBudapeşte, 14 Kasım 1911 Kıymetli Dostum,Her birimiz dile ait yeterliliğimizi...

Ruhsal İşleyişte Güncel Bir Konum Olarak Ruhsal İnziva

İnsan yavrusunun ruhsal gelişiminin kökenleri incelendiğinde, perinatolojik dönem, kuşaklararası aktarım ve aktüel travmalar tartışma dışında tutulduğunda, psikanalitik açıdan Klein...

Öz-Şefkat Gelişiminin Psikolojik İyi Oluş Üzerindeki Etkisi

“Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.”Turgut Uyar Öz-şefkat hem nezaket hem cesarettir. Bireyin kendi elinden tutup sevdiği birine gösterdiği hassasiyeti, anlayışı ve...

Dora’nın Gözlerinden Meryem’in Görkemi

Freud’un Dora olgusu; histerik kişilik örgütlenmesinde, Öteki kadın kavramını farklı açılardan düşünmemize olanak sağlayan birçok yol göstermektedir. Yazının başlığına...

Annelikte Çifte Değerlilik

Biri diğerinin üstünü örtene dek zıt duygular bir arada var olur.Sigmund Freud, 1909 Hint mitolojisinde Tanrıça Kali anneliğin sembolüdür. Mitolojide...

Yas Günlüğü

PazartesiYas, sevilen kişi ya da nesne kaybından dolayı duyulan keder. Yas, ben’in ben’e yitirilenin ne denli değerli olduğunu sessiz...

Sesin Zihnimizdeki Yolculuğu

"Sesler çınlıyor alnımda hafıza gibi dağınık.”  Ahmet Hamdi Tanpınar Ta ta ta taaa! Beethoven isminin bize çağrıştırdığı belki de ilk melodi....

Arzuların Ötekileştirilmediği Bir Uzlaşım Alanı Olarak Yeni Cinsellikler

“Sapkınlık bizim kendi olumsuzluğumuz,içimizdeki karanlık yandır.”Élizabeth Roudinesco, 2009. Cinsellik, insanlık tarihi boyunca  üzerinde en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. Birçok...